TARİHİ

Tarsus' ta 1934 yılları arasında Gözlü Kule Höyüğünde yapılan kazılar bu yörede ilk yerleşmenin Neolitik dönemle başladığı ve Orta Tunç çağa değin kesintisiz sürdüğünü ortaya koymuştur. Kent önceleri Toros adıyla anılmış sonradan bu ad latince de Tarsus olmuş ve zamanımıza kadar da gelmiştir. Tarsus'u ilk kez kimin kurduğu konusunda çeşitli söylenceler vardır. Bunlar' ın en yaygın olanı, kentin Asur Hükümdarı Sardanapal'ın kurduğudur. Yöreye I.Ö. VII-VII.yy' da geldikleri sanılan Yunanlıların burada bir yer yerleşmeyle karşılaştıkları kesindir.

Bir süre Asur egemenliği altında kalan yöre daha sonra prenslerin, iskendirin eline geçti. İskender' den sonra Tarsus, tüm Kilikya ile birlikte Selökinder' in payına düştü. I.Ö. 246'da Mısır yönetimine geçtiyse de bir süre sonra geri alındı. I.Ö. 66 da Kilikya bir Roma vilayeti oluncai, Tarsus' ta bunun merkezi durumuna getirildi. Tarsus' a tarihi bir önem kazandıran Cydunus(TarsusÇayı) o dönemlerde kentin içinden geçmekteydi. Kleopatra ve Romalı komutan Marcus Antonius, Tarsus' a bu ırmak yoluyla gelmişlerdir.

Tarsus Hıristiyanlığın kurucularından Aziz Paul us'un doğduğu kent olarak da önem taşır. Ayrıca ünlü coğrafyacı Strabon I.Ö.I. yy da Tarsus' ta dil bilginlerii filazof ve yazarların yaşadığı yazar. Tarsus' un tarihi, müslümanlığın ortaya çıkışından kısa süre sonra, haraketli bir aşamaya girdi. 637 de Arap üstünlüğünü kabul eden Tarsus bu dönemde Bizans sınırındaki öbür kentlere birlikte onarıldı.

Bu kentlere sonradan avasim (uç kentleri) adı verildi. Emeviler ve Abbasiler döneminde, Tarsus bizanslılara Araplar arasında sürekli el değiştirdi. 965' te bizanslılara geçen Tarsus bu dönemde Antakya Prensliğine bağlandı. Bir süre sonra yeniden Bizans' ın, 1133'te Ermeni Prenslerinden Leon' un eline geçti. 1137' de Bizans imparatoru Yoannes Komneos, Tarsus' u geri geri aldıysa da, 1172 - 1173' te yöre yeniden Ermeni egemenliğine girdi.

Tarsus, XIII.yy ' dan sonra Memlukler' in ve zaman zaman da Ramazanoğulları ile Dulkadiroğulları beyliklerinin yönetimine geçti. 1516 da ise, Yavuz Sultan Selim' ce osmanlı topraklarına katıldı.

Tarsus 1571 de Kıbrıs Eyaletine bağlı bir sancak merkezi olduysa da, bir süre sonra Adana eyaleti sınırlarına alındı. 1832 de Osmanlı güçlerini yenen mısırlı İbrahim paşa, Adana ve çevresini ele geçirdi. 1839 da yeniden Osmanlı topraklarına katılan Tarsus, 1867 de Halep vilayeti Adana sancağının 1877 de ise Adana vilayeti Adana sancağının bir kazası oldu.

Şemsettin Sami Tarsus'a İlişkin Şunları Yazmaktadır : Adana vilayetine bağlı Mersin Livasının bir kazasıdır. Kentin, 31 camisi, 19 medresesi 2 tekkesi, çeşitli dinsel topluluklara bağlı 5 kilisesi, 1 bedesteni, 10 hani, 2 hamamı 24 okulu, 7 değirmeni ve 6 pamuk fabrikası vardır. Tarsus, Namrun ve Gölek nahiyeleriyle 180 köyden oluşur. Tüm nüfusu 41606' dir. Kentteki 4000 - 5000 Rum ve Ermeni dışında tüm nüfus İslam' dır.

Ali Cevad ise Tarsus' u Şöyle Anlatır : Kazanın Kusdemir, Kosun, Canip sehir, Namrun, Ulaş, Gülek ve Tekeler aslı 7 nahiyesi ve 161 köyü vardır. Kazanın tüm nüfusu 40410 dur. Mersin 1888' de Adana' ya bağlı bir sancak olunca Tarsus' ta bunun tek kazası olarak yönetsel durumunu korudu. I. Dünya Savaşı sonrasında Fransız işgaline uğrayan Tarsus da buna bağlı bir ilçe merkez durumuna geldi. Tarsus Müslümanlar içinde mukaddes bir şehirdir.

Tarsus' ta bir çok kutsal abideler vardır. Danyal Peygamber Tarsus' ta gömülüdür. Makam Caminde Türbesi vardır. Hazreti Şit, Lokman Hekim Bilal - i Habeşi' nin Mezarları Tarsus' tadır. Harun Reşit' in kardeşi Memun' un valiliği sırasında Tarsus çayında boğulmasından sonra Nur Camiindeki mezara defin edilmiştir.

Bütün bu efsane ve Tarsus' un geçmişi ne ait bilgilerin ilmi bir şekilde derlenip ortaya çıkarılması Arkeolog ve tarihçelere düşen bir görev olmaktadır.

 

EKONOMİ

  Tarsus, günümüzde Mersin'den sonra İçel'in ticaret ve sanayi merkezidir.Tarsus'un ekonomisinde tarım önemli gelir kaynağıdır.202.400 hektarlık toprağının 104.902 hektarı tarım arazisi, 62.786 hektarı orman ve fundalık, 4.080 hektarı çayır ve mera, 30.632 hektarı tarım dışı arazidir. Tarım alanlarının büyük bölümünün sulanması, gübrelenmesi ve yeni tekniklerin uygulanması ile toprağın verimi artılmakta, ürünler iyi değerlendirilmektedir.

İçel ilinin en verimli ve en geniş tarım arazisi, Tarsus'un ovalık yöresindedir. Bununla beraber iklimin tarıma elverişli olması bu arazilerde her çeşit tarımın yapılmasını sağlamaktadır. Ovalık arazilerde de, ilkbaharda turfanda sebze ve meyveler, daha sonra sebze, kiraz ve üzüm ekilmektedir.

Kış mevsiminde ise portakal, mandalina ve limon meyvelerinden başkakışlık sebzeler ekilir. Pamuk, susam ve soya gibi yağlı tohumlu bitkilerden tahılların her çeşidine kadar tarla ürünlerinin ekimi bu verimli arazilerde yapılır.

Tarsus'un bazı köylerinde kurulan sığır ıslah istasyonlarında çok verimli Holstayn tipi sığırlar yetiştirilmektedir.

Sanayi yönünden de İçel'in Mersin'den sonra gelişmiş ilçesi Tarsus'dur. İlçe'nin tarım ürünlerini değerlendiren sanayi kuruluşları dışında, ülke ekonomisi için önemli olan tarım aletleri,makine yedek parçaları, takım tezgahları yapan fabrikalar, şekerli yiyecek imalathaneleri, tuğla ve seramik fabrikaları vardır.

 

 

 

İKLİMİ 

  İçel il alanı itibariyle iklim yörelere göre farklılık göstermektedir. İlin kıyı kesimlerinde(ki buna Tarsus dahil) Akdeniz iklimi, iç kesimlerinde ise karasal iklim hakimdir.

Tarsus'un iklimi tipik akdeniz iklimi olup yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü meteroloji istasyonu verilerine göre bölge ye düşen 46 yıllık yağış ortalaması 616.7 mm'dir.

Ortalama yıllık yağış miktarının yaklaşık %78 i Kasım ile Mart ayları arasın da % 22'si Nisan - Ekim ayları arasında meydana gelmektedir. Söz konusu meteroloji istasyonu verilerine göre elde edilen ortalama yağış değeri Tablolarda verilmiştir.

Devlet Meteroloji İşleri Genel Müdürlüğü (DMİ) den Adana ve Mersin için saptanan standart zamanlardaki maksimum şiddetli yağışlara ait tekerrür analiz hesapları incelenmiş Tarsus için Mersin değerinin kullanılması uygun bulunmuştur.

Devlet Meterolojisi işleri Genel Müdürlüğü'nden Tarsus için tahmin edilen aylık ortalama en yüksek ve en düşük sıcaklık değerleri tablolarda gösterilmiştir

JEOLOJİK YAPISI 

 Tarsus aşağıda gösterilen Jeolojik zamanlara ait formasyonlar dan teşekkül etmiştir.

a) Kuaterner - Dördüncü zamanlara ait kalker tüflerinden (Traverten) meydana gelen bu oluşmalar kolaim karbonat ihtiva eden yer a ltı sularının satha kadar çıkarak teressüb etmesiyle diajenik bir tarzda teşekkül etmiştir.Söz konusu teşekkülat İçel iline bağlı erdemli kasabasından başlar: Adana ilinin kuzeyinde kurttepe mevkiine kadar bir şerit halinde uzanır.Bu teşekküle genellikle kalış adı verilmektedir.Sarımsı, gri ve beyaz renkte olan bu kalker tüfü (traverten) yapı temelli zemini bakımından sağlam ve en uygun alandır.

b) Alüvyonlardan meydana gelen sahalar genellikle Berdan çayının bıraktığı çökeklerdir.Bu teşekküller kil, kum, çakıl karışımından ibaret olup ovaya doğru inildikçe alüvyonların kalınlıkları artmaktadır.Orta sıklıkta bir yapıya sahip bulunan alüvyonlar, yapı temeli zemini bakımından uygun mütelea olunurlar.

c) Alüvyon üzerinde eski moloz örtüşü sahalar alüvyonlardan ibaret olup, Bu sahalar üzerin de eski bir moloz dolgusu bulunmaktadır.Tarsus eski bir belde olduğundan evvelce buraya yerleşmiş olan milletlere ait kalıntı ve anıtlara rastlanmaktır. Bu sahalar yapı temeli zemini bakımından uygundur. Ayrıca söz konusu sahalar üzerinde moloz dolgusu bulunduğundan yapı temellerinin sağlam zemine oturtulması gerekmektedir

TARİHİ VE TURİSTİK YERLER


Kleopatra Kapısı (Deniz Kapısı)

Tarsuslu yerli halkın "Kancık Kapı" olarak adlandırdığı Kleopatra Kapısı ayakta kalan tek antik kent kapısıdır. Bizans döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ kapısı,Adana kapısı ve Deniz kapısı bulunuyordu.

Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken, bu kapı için "iskele Kapısı" diye yazmıştır.Yapımında kesme taşlar vehorasan harcı kullanılmış, kemeri at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m,derinliği ise 6.18 m'dir. İç içe iki surdan oluşan kentte, savaş anında kapılar kapanmaktaydı. Kleopatra kapısı da bu surların kapılarından birisidir.

Mısır'ın ünlü Kraliçesi Kleopatra'nın Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmaküzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlükule de büyük bir törenle karşılanarak, Deniz kapısından kente geldikleri söylenir. Bu nedenle Deniz kapısına Kleopatra kapısı da denilir. Deniz kapısı daha sonraki yıllarda yıkılmış, yerine devşirmetaşlardan bugünkü kapı yapılmıştır. Son yıllarda yapılan restorasyonla kapının orjinal özelliği kalmamıştır.

St. Paul us Kuyusu

St.Paulus MS 3 yılında Tarsus'da doğmuş ve babasının mesleği olan çadır bezidokumacılığı yapmıştır.

Musevi Roma vatandaşı olan Aziz, ilk öğrenimini Tarsus'da,yüksek öğrenimini Kudüs'de tamamlamış, daha sonra isa'nın Havarisi olmuştur.Tarsus'da S.Paulus'un doğduğu ve yaşadığı ev olarak bilinen yapı kalıntısının ortasında bulunan kuyunun suyu, halk arasında şifalı olarak bilinir.

Bazı Hristiyanlar, Hacı olmak için Kudüs'e gitmeden önce Tarsus'a uğrayarak StPaulus'un kuyusundan şifalı ve kutsal suyu içerler. Bu nedenle StPaulus kuyusu, Hristiyanlarca önemli bir ziyaret merkezidir.


Altından Geçme (Roma Hamamı)

Kentin merkezinde anıtsal antik bir yapı kalıntısı olarak göze çarpar.Tuğladan örülü, altından motorlu araçların da geçebileceği büyük kemer ve hamam duvarlarının bir kısmı, 19.yüzyıla ait konutların içinde kalmıştır.

Bu kalıntılar, Roma döneminde kente teraziler ve kemerlerle su getirilmesinden sonra inşa edilen hamam kalıntısına aittir.


Eski Hamam

Yeni Vakıf İş Hanı'nın yanında, Roma döneminden kalma bir hamamdır.Altından Geçme'nin uzantısı, Eski Hamam'ın olduğu yere kadar uzanır.Kapının yanındaki kitabede H. 1290, M. 1873 yılında onarım gördüğü yazılıdır.

Efsanevi Yılanlar Padişahı Şahmeran'ın burada kesildiğine ve kanının bu hamamın duvarlarına sıçradığına inanıldığından "Şahmeran Hamamı" da denilmektedir.


Roma Yolu

Roma yolu, Tarsus'a 15 km uzaklıkta Sağlıklı köyünün yukarı kısmında bulunmaktadır. Roma yolu yüksek bir yerde olup, buradan Tarsus ve civarı sahile kadar görülebilmektedir. Yolun genişliği 2.94 ile 3.00 metre arasında değişmektedir. Sağlam kalan yerlerin uzunluğu 3 km kadardır.


Jüstinianus Köprüsü (Baç Köprüsü)

AdanaAnkara karayolunun Tarsus girişinde ve kuzeyinde bulunan bu üç gözlü köprü, Bizans imparatoru Jüstinianus tarafından Tarsus Çayı üzerinde inşa ettirilmiştir. Eski dönemlerde köprü geçişinden para alınması nedeniyle, bu köprüye vergi anlamına gelen "Baç" adı verilmiştir.

Eski Cami St.Paulus Kilisesi

Çarşıbaşındaki kilisenin 1102 yılında St.Paulus Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekicidir. 1415 yılındaRamazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir.

Bilali Habeşi Mescidi

Arap ordularının Tarsus'u fethi sırasında Hazreti Peygamberin müezzini olan Bilali Habeşi, şimdiki mescidin bulunduğu yerde ezan okuyup namaz kıldırmıştır.Kutsal sayılan bu yerde mescit ve kuyu yaptırılmıştır.

Kubat Paşa Medresesi

1557 yılında Kubat Paşa tarafından kesme taştan yaptırılmıştır. Batısında, dışataşkın bir giriş portali vardır.

Girişteki eyvanın karşısında dört basamakla çıkılan asıl eyvan yer alır. Bunun üstü pandantifler aracılığıyla ana duvara oturan kagir ileörtülüdür. Bu eyvanın güneyinde mihrap bulunmaktadır.

Asıl eyvan ile geniş eyvanın yanlarındaki odalar manastır tonozuyla örtülüdür. Avlunun kuzey ve güneyindeöğrenci odaları yer alır. Kubat Paşa Medresesi, bugün Tarsus Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Ulu Cami

Ulu Cami, 1579 yılında Ramazanoğlu Piri Paşa'nın oğlu ibrahim Bey tarafındanSt. Pier Kilisesi kalıntılarının üzerine erken dönem Osmanlı üslubunda yapılmıştır,inşaatında tümüyle kesme taş kullanılan 47x13 m boyutlarında dikdörtgen planlı tek minareli camiye, kuzey yönünden abidevi taç kapıdan girilir.

Taç kapı, Memluk mimari özelliklerini taşıyan siyahbeyaz mermerlerle süslüdür.Doğubatı doğrultusunda baklava dilimli mermer sütunların taşıdığı 16 kubbeli, revaklı avludan 5 kapı ile ibadet mekânına girilir.

Caminin içi doğubatı doğrultusunda üç nefe ayrılır. Mukarnaslı mermer mihrabı, klasik Osmanlı üslubunda yapılmıştır.Caminin iç mekanı sütunları "İran Kemeri" denilen yarı sivri kemerlerle birbirinebağlanmıştır. Caminin doğu kısmına bitişik türbede Şit Aleyhisselam, Lokmanhekimve Halife Memun'un mezarları vardır.

Eski Cami St.Paulus Kilisesi

Çarşıbaşındaki kilisenin 1102 yılında StPaulus Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekicidir. 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir.

Makamı Şerif Camii ve Daniyal Peygamber Kabri

Makamı Şerif Camii, kentin merkezinde 1857 yılında yapılmıştır. Cami eski ve yeni bölümlerden olmak üzere iki ayrı özellik gösterir, bugün camiye giriş 22x23 m boyutlarındaki tek sıra sütunlu yeni yapıdan sağlanmaktadır.

Caminin mihrabı düz ve sadedir. Doğusunda Daniyal Peygamber'in kabri yer almaktadır. Bu nedenle camiye "Makam Camii" adı verilmiştir. Evliyalar kenti Tarsus'da "Daniyal Peygamber'in" mezarının bulunması, Tarsus için önemli bir kültürel ve turizm potansiyelidir.

Daniyal Peygamber, Babil Kralı I.Nebukadnesar (MÖ 605562) zamanında yaşamış; I.Nebukadnesar (MÖ 605562) zamanında yaşamış;Babil'de tutsak olan Yahudileri kehanetleriyle kurtarmış bir peygamberdir. Söylenceye göre; Babil Kralı, rüyasında Ismailoğulları tarafından gelecek bir çocuğun kendi tahtını sarsacağını görmesi üzerine, Ismailoğulları tarafından doğan tüm erkek çocukların öldürülmesini emretmiştir.

Bu durum karşısında Daniyal Peygamber doğunca ailesi onu dağ başında bir mağaraya bırakmış, mağarada bir erkek ve bir dişi aslanın yanında büyüyen Daniyal, delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır. Başından geçen olayın sembolü olarak,parmağındaki yüzük üzerinde iki aslan arasında duran bir çocuk tasviri vardır.Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilen Daniyal Peygamberin, Tarsus'a gelmesiyle birlikte bolluk yaşanmıştır. Bu nedenle Daniyal Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş, ölünce Tarsus'da şimdiki Makam Cami'nin bulunduğu yere gömülmüştür.

Beyaz Çarşı (Kırk Kaşık)

Ulu Cami'nin batısında bulunan 1579 yılında Ramazanoğlu ibrahim Bey tarafından UluCami ile birlikte yaptırılmıştır. Ulu Cami'nin doğusunda yer almaktadır, imarethane olarak uzun yıllar kullanılmıştır. 1954 yılında restore edilerek çarşı haline getirilmiştir.

Yapı, batı girişinin iki yanında yer alan iki kubbe ve tonozla örtülü dükkânların duvarlarına binen mermerlerin taşıdığı beş kubbe ile örtülüdür. Orta kubbesinde aydınlık feneri bulunmaktadır. Kubbeyi taşıyan kemerler sivri, giriş kapılarının kemerleri ise yayvandır.

Dükkanların ikisi yayvan kemerlerle orta mekana açılır. Friz süsü olarak kullanılan motifler, yerli halk tarafından sapsız kaşıklara benzetildiğinden Beyaz Çarşı'ya "Kırk Kaşık" da denilmektedir.


Ortodoks Rum Kilisesi

Cumhuriyet Mahallesi'ndedir. 1850 yılında Rum cemaati tarafından yaptırılan kilise,duvarları kesme taşla kaplı kagir bir yapıdır. Batısında üç sivri kemerli giriş kısmından sonra haç şeklinde nişan odasındaki kapıdan binaya girilir.

Binanın kuzeydoğu köşesinde çatı boyunu aşmayan dört yuvarlak sütunlu çan kulesi vardır. Doğudaki apsis ve yanlardaki iki bölmeli çatıları kısmen tahrip olmuştur. Girişin tam karşısındaki kemerli mermer bir kapı ve iki yanında ikişer penceresi bulunan apsis kapı yer almaktadır.

Apsis üzerindeki tavanda meleklerin tasvir edildiği freskler sağlam vaziyettedir. Orta bölümdeki Havarilerin işlendiği freskler kısmen bozulmuştur.

Eshabı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası

Tarsus'un 12 km kuzeyinde bulunan Eshabı Kehf mağarası, Hristiyan ve Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir. Mağara dört köşe olarak kayadan oyulmuştur ve 1520 basamakla girilir.

O Mağaranın üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan camiye sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiştir. Eshabı Kehf diye adlandırılan ve kutsal kişiler olarak bilinen, Hristiyanlarca 7, Müslümanlarca 8 evliya olarak kabul edilen Yelmiha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Debernuş ve Kefeştetayuş adındaki yedi genç ve köpekleri Kıtmir'e ait söylencenin çeşitli versiyonları vardır.

Bazı değişikliklerle birlikte bunların hepsinde anlatılan ortak söylence şöyledir. St. Paulus'un Hristiyanlık kurallarını yaydığı tarihlerden uzun bir süre sonra, Arap kaynaklarında Takyanus olarak geçen (Diocletianus?) Roma imparatoru Tarsus'a gelmiş ve çok tanrılı dönemde tek tanrıya inandıkları için bu gençleri huzuruna çağırarak, onlara Roma dinine bağlı kalmalarını, aksi taktirde kendilerini öldürteceğini söylemiştir. Tek tanrıya inançlarından vazgeçmek istemeyen bu gençler,imparator tarafından verilen bir kaç günlük zamandan yararlanarak Tarsus yakınlarındaki bu mağaraya sığınmışlar ve orada mucizevi bir şekilde 300 yıl süren bir uykuya yatmışlardır, içlerinden ilk uyanan Yemliha, yiyecek almak için kente gittiğinde, elindeki paranın çok eski ve anlattıklarının akla uygun olmadığı anlaşılınca, onunla beraber mağaraya giderler.

Ancak mağarada yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey göremezler. Bu nedenle bu mağara Yedi Uyurlar Mağarası olarak da anılır. Bu sonuç Islami versiyonda ise şöyledir.Mağaraya gelenler, içerde altı kişinin namaz kıldığını görürler.Yemliha dışardakileri bırakıp mağaraya girer ve ondan sonra yedisi de görünmez olurlar. A.Akagündüz, Y.Baş, R.Tekin, O.Kaşıkçının hazırladıkları bir akademik çalışmaya göre; yazarlar, bu söylenceyi Kuran'ın Kehf suresinin 926 ayetlerinin açıklamasıyla ele almışlardır. Ayrıca 34'ü Turk İslam, 2'si batılı olmak üzere 36 kaynağın sonuçlarına göre yayınladıkları kitapta, bu söylencenin yeri, Tarsus'da ki Eshabı Kehf olarak gösterilmektedir.

T.A.Çağlar, bu konuya farklı bir bakış açısı ile yaklaşarak, olayın geçtiği söylenen yerdeki konik dağ yapısını bir dağ kültü, isimlerin ise "nuş ve yüş" şeklinde ekler almasının, Islami veya antik olmaktan çok Labarnaş veya Hattuşaş gibi Hitit, Luwi veya Que kökenli olabileceğini öne sürmektedir. Bu durumda yeri ve kime ait olduğu tartışmalı olan bu söylenceye dikkat edilmesi gereken farklı bir versiyon daha ortaya çıkmaktadır.


Tarsus Kalesi

Tarihçe bölümünde anlatıldığı gibi Orta Çağ Arap yazarları ve Evliya Çelebi'ninanlattıkları 5 kapılı, iç ve dış surları olan kale, 1832 yılında Tarsus'u işgal edenMısırlı ibrahim Paşa'nın burada inşa ettirdiği bazı yapılar için, taşları sökülerek devşirilmiş, daha sonra da devam eden bu türlü devşirmeler sonucunda kale adeta yok edilmiştir.

Tarsus Şelalesi

Kentin 3 km kuzeyinde bulunan Tarsus Çayı üzerindedir. Çay buradan 3 ila 5 m'lik yüksekliklerden dökülerek şelaleyi oluşturur. Romalılar döneminde çay kentin ortasından geçmekte, şelalenin bulunduğu alan ise nekropol (mezarlık) olarak kullanılmaktaydı.

Şelale İskender Hamamı ve Roma Mezarı

Büyük İskender’in İran ve Hint seferine giderken Tarsus'a uğradığı ve bir müddet burada kaldığı bilinir. Şelale civarında Roma'lılardan kalma bir mabed harabesi ve şelalenin döküldüğü yerde mağara (Nekropol) mevcuttur. Gine Romalılardan kalma su yolları ve kanalizasyon'lara rastlanmaktadır.

Tarsus Müzesi

1557 de inşa edilmiş olan Kubat Paşa Medresesi uzun süre harab bir durumda iken esaslı onarılmış ve 1970 de müze haline getirilmiştir.